TESAK ve Tarih Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Kadıköy Kent ve Tarih Söyleşileri serisinin ikinci buluşması, 22 Ekim Perşembe akşamı gerçekleştirildi. Doç. Dr. Hasan Sercan Sağlam’ın konuşmacı, Doç. Dr. T. Gül Köksal’ın moderatör olduğu “Kadıköy’ün Kayıp ve Görünür Mirası: Haydarpaşa’dan Ayrılık Çeşmesi’ne” başlıklı söyleşide, Kadıköy’ün tarihî mirası ele alındı. Söyleşide Kalkedon’dan Haydarpaşa Garı’na, Ayrılık Çeşmesi’nden Kadıköy’ün hamamlarına kadar ilçenin birçok noktasında bulunan tarihî yapılar ve mekânlar konuşuldu.
KÖRLER ŞEHRİ VE BALIK
Tarihin babası olarak bilinen Bodrumlu tarihçi Herodot’un Kadıköy hakkında bilgiler verdiğini söyleyen Sağlam, “Körler şehri Kalkedon/Kadıköy yerleşimi Bizantiyon’dan 17 yıl önce kurulmuştu. Herodot, ‘O dönemde gözleri kör olmuş olmalıydı; şayet öyle olmasaydı çok daha iyi bir yer dururken şehirleri için asla bu kötü konumu seçmezlerdi.’ şeklinde gayet eleştirel ve sert bir ifadede bulunuyor.” dedi.
Milattan önce yaşayan, coğrafyanın babası Amasyalı Strabon’un ise günümüzde Karadeniz'in kuzeyinde yer alan Azak Denizi'nin o zamanki ismiyle Maeotis Gölü’nde yumurtadan çıkan bir tür balıktan bahsettiğini kaydeden Sağlam, “Balıkların, bugünün Trabzon ve Giresun’una denk gelen bölgede ilk avlanmaları başlıyor; Sinop’a ulaştıklarında yağlanmaya başlayıp irileşiyorlar. Bu şekilde Boğaz’ın kuzey girişine kadar geliyorlar ama oradaki beyaz renkli bir kayadan ürküp Asya’dan Avrupa’ya geçerek ve sürüklenerek Haliç’e ulaşıp Bizantiyon sakinlerine çok büyük gelir getiriyorlar. Öyle bir bolluk ki elle yakalamak bile mümkün. Strabon, ‘17 yıl önce Kalkedonlular bu bölgeye gelmiş olmalarına rağmen kör olmalıydılar ki bu bereketli yer dururken verimsiz noktayı yerleşmek için seçmişler.’ diyor. Bu balık ise palamut.” ifadelerini kullandı.
Sağlam, “Bizans dönemi itibarıyla da Kalkedon’un üç limanı, arenası, tiyatrosu, hipodromu, imparatorluk sarayı, iki kilisesi ve altı manastırı olduğunu görüyoruz. Her ne kadar başkentin karşısında, onunla sıkı ilişkileri olan bir yerleşke olsa da sadece kentsel donatılarından bile zengin bir yerleşim olduğunu görebiliriz.” şeklinde konuştu.
HAYDARPAŞA GARI
Haydarpaşa Garı’nın 1872 yılındaki ilk inşasında raylara paralel bir şekilde içte yer aldığını söyleyen Sağlam, “1890’da bir onarım geçirerek her ne kadar kütlesi kabaca aynı kalsa da cephe kurgusu biraz değişiyor. 1909’da denizin kıyısında dolgu alanı yaratılarak çıkmaz sokak formunda inşa ediliyor.” diye konuştu.
Garın sadece kendisinden ibaret olmadığını, bazı yapıların kaybolduğunu ve kazılar vesilesiyle kalıntılara ulaşıldığını ekleyen Sağlam, “Küçük bir mahalle şeklinde olan Haydarpaşa Garı’nı kendi içinde tekil düşünmemek lazım: Liman idaresi, polis karakolu, gümrük binası, lojman-müdürlük, Alman Okulu, pasaport idaresi, bekleme salonu, askerî karakol, vapur iskelesi, muhacir misafirhanesi ve elektrik santrali…” dedi.

ABDÜLHAMİD ANITI
Abdülhamid Anıtı’nın II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25’inci yılı vesilesiyle 1902’de yerleştirildiğini belirtilen Sağlam, “Mühendis Lütfü tarafından mendireğin her iki ucuna deniz feneri yerleştiriliyor; günümüze kadar korunamamış, muhtemelen dalgalar nedeniyle aşınarak yıkılmış. İşin ilginç tarafı, Avrupa tarafından Kadıköy’e gelirken anıtın mistik bir havası var; hem çok yakın hem çok uzak. Ne olduğunu bilmediğinizde size kendisini anlatan bir yapı değil, yazıtı da bugün yerinde yok.” ifadelerini kullandı.

AYRILIK ÇEŞMESİ
18. ve 19. yüzyılda Ayrılık Çeşmesi’nin karşısında Kasr-ı Hümayun diye bir hükümdar sarayı olduğunu söyleyen Sağlam, “Günümüzde de mevcut olan Sokullu Köşkü’nün bulunduğu konut… 1930 tarihli Pervititch haritasında ve 1966 hava fotoğrafında yine Ayrılık Çeşmesi ile Sokullu Köşkü’nü görmekteyiz. Bu yapıyla çok ilginç bir bağlantısı var.” dedi.
Çeşmenin, yazıtı itibarıyla bizlere hikâyesini aktardığını dile getiren Sağlam, “17. yüzyılın başlarında Gazanfer Ağa tarafından inşa ediliyor, Ahmet Ağa tarafından da 1741’de onarıldığı bilgisi söz konusu. Hemen altında Dürriye Sultan’ın ismini veren 1922 tarihli bir yazıt daha var; ‘Dürriye Sultan’ın ruhu için El-Fatiha’ yazıyor. Zira Sokullu Köşkü, 1900’lerin başında inşa edildiğinde Sultan V. Mehmed Reşad’ın oğlu Ziyaeddin Efendi’ye veriliyor. Dürriye Sultan da kendisinin çocuklarından biri; 1905 doğumlu ve 1922 yılında çok genç yaşta vefat ediyor. Onun ruhu için bir hayır olarak 1922’de çeşmenin onarılması ve ikinci onarım hitabesinin (1741 tarihli olanın) altına yerleştirilmesi söz konusu.” şeklinde konuştu.
KADI HIZIR ÇELEBİ, EVLİYA ÇELEBİ VE KADIKÖY
Kadı Hızır Çelebi’ye arpalık olarak verildiği için semtin Kadıköy ismiyle bilindiğini kaydeden Sağlam, “Osmanlı arşivlerinde bir kırsal yerleşme karakterinde olduğu; bununla ilintili sosyokültürel ve idari odaklara sahip, nispeten küçük ölçekli diyebileceğimiz geleneksel konut dokusundan, mahallelerden, komşuluklardan oluştuğu görülmekte. Tarımsal üretimin daha çok bağcılık ve balıkçılık üzerinden gerçekleştiğini biliyoruz. Çarşısı ticari merkez, iskelesi deniz ulaşımı için başlıca odak noktası ama karasal ulaşım aksları da Kadıköy’ü Anadolu Yakası’ndaki belli başlı yerleşmelere bağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Sağlam, Evliya Çelebi’nin 17. yüzyıl sonu itibarıyla Kadıköy hakkında verdiği şu bilgileri aktardı: “800 adet haneden oluşuyor; bir Müslüman, yedi Rum mahallesi var. Etrafı 600 adet üzüm bağı, çeşitli bahçeler ve mesireliklerle çevrelenmiş halde; kıyıda ise yel değirmenleri var. Terzi Mustafa Ağa’nın yalısı var, limanı söz konusu ve çok işlek bir deniz trafiği ile bol balık çıktığından söz etmekte. Çarşının içinde 100 dükkân ve bir minareli, dörtgen planlı, çatılı, 1612’de yapılan Osmanağa Camii var. Ama öncesinde Kadı Mehmet Efendi Mescidi 15. yüzyıldan beri orada durmaktaydı. Yani fetih zamanında yapılan bir mescidin yerine inşa ediliyor. Çarşının içinde bir hamam var; bu vesileyle Kadıköy’ün en eski hamamı diyebiliriz.”

KÖÇEOĞLU HAMAMI
Bahariye Caddesi’nde bulunan Köçeoğlu Hamamı için Sağlam, “Kalıntının üzerinde küçük bir bilgi panosu var. Cadde üzerinde bir kalıntı olarak görmeyen yoktur; pek azımız ne olduğunu biliyoruz. Bazı kişilerden ‘Kalkedon surlarının kapısıymış’ gibi rivayetler duyuyorum. 1939 tarihli Pervititch planında hamamı görüyoruz; geriye kalan sadece avlu kapısı. Nevzemin Sokak’ta muhtemelen hamama vakfedilmiş dükkân sıralarını görmekteyiz. Geleneksel Osmanlı-Türk hamamı kurgusunu yansıttığını düşünebiliriz.” dedi. Sağlam, Osmanlı arşiv kayıtlarına göre hamamın 1901 yılında var olduğunu, yenilenerek Cumhuriyet Dönemi’ne geldiğini ve kentsel projeler nedeniyle sadece avlu kapısı geride bırakılarak yıkılıp alışveriş ihtiyacını karşılayacak kentsel donatılar eklendiğini kaydetti.

SÖĞÜTLÜÇEŞME HAMAMI
Kurbağalıdere Caddesi ile Taşköprü Caddesi kesişimindeki Söğütlüçeşme Hamamı için Sağlam, “Bu da Abdülhamid Anıtı gibi çok mistik bir yapı. Marmaray ile gidip gelirken ya da köprü altından geçerken kubbeyi görüyorsunuz. Hamam olduğu aşikâr ama size hikâyesini anlatmayan enteresan, kaybolmuş bir yapı adeta.” diye konuştu.
Sağlam, “Planlara göre sadece merkez kısmının korunabildiğini anlıyoruz. Çok büyük bir yerleşke şeklinde olduğunu; malzemeden ve işlevinden avlulu bir yapı olduğunu, merkezinden girildiğini görüyoruz. Taşköprü Caddesi’ni mahreç alan avlu kapısını, ticari olarak hamama vakfedilmiş dükkânı ve avlunun etrafında soyunmalık, sıcaklık, mahrem yıkanma alanları ile en arkasında külhan kısmını görmekteyiz.” ifadelerini kullandı. Sağlam, hamamın neredeyse dörtte üçünü kaybettiğini ve bugün de kubbesine kadar toprak altında kaldığını ekledi.
AZİZİYE HAMAMI
Aziziye Hamamı’nın 1776 öncesinde Sultan Abdülaziz tarafından inşa edildiğini kaydeden Sağlam, “Görebildiğim kadarıyla Kadıköy’ün tek çift hamamı; kadın ile erkeklere aynı anda hizmet eden geleneksel hamam plan kurgusunu yansıtmakta. Hâlâ mevcut ve faal bir hamam.” dedi.
İSMİ BİLİNMEYEN HAMAMLAR
İsmi bilinmeyen pek çok hamam olduğunu dile getiren Sağlam, “Kadıköy’de rastlayamadığımız ama planlar vasıtasıyla gördüğümüz hamamlar var. Örneğin Bestekâr Dilhayat Sokak’ı mahreç alan, Söğütlüçeşme Caddesi’nden erişilebilen kayıp bir hamam söz konusu. 1938 itibarıyla ismini bilmediğimiz ama Bestekâr Dilhayat Sokak Hamamı diyebileceğimiz yapının, Köçeoğlu Hamamı gibi avlulu bir yapıda olduğunu görüyoruz. Soyunmalık, ılıklık şeklinde giriş, sosyal alan, tek bir yıkanma alanı ve arkasında çok küçük bir külhanı görüyoruz. Küçük bir kent hamamı şeklinde, işlevsel bir hamam.” şeklinde konuştu.
Halitağa Sokak’ta yine ismi bilinmeyen bir hamam olduğunu ekleyen Sağlam, “1906’dan 1939’a hamamın kuzeybatı bitişiğine bir tiyatro inşa edilmiş. Tiyatro ile hamamın dip dibe olduğu enteresan bir kurgu Cumhuriyet’in ilk yıllarında bizleri karşılamış. Sonrasında her iki yapı da kaybolmuş ama izlerine yine belgelerle rastlayabiliyoruz.” dedi.

DENİZ HAMAMI
Deniz hamamlarının İstanbul’un bir diğer meşhur ama kaybolmuş yapı gruplarından biri olduğunu söyleyen Sağlam, “Bakırköy, Üsküdar ve Bostancı’da bazı örneklerini görüyoruz. Yaz mevsiminde serinleme, sağlık, kültür ve fizik amacıyla; tuzlu veya soğuk sudan şifa bulmak amacıyla tercih ediliyordu. Çifte hamam şeklinde, kadın ile erkeklerin mahremiyetini koruyacak şekilde ahşap panellerle çevriliyordu. Cumhuriyet’le beraber plajların normalleşmesiyle deniz hamamı yapı olarak ortadan kalkıyor. Sezonunda kurulup ardından sökülen geçici yapılar…” ifadelerini kullandı.